Ana sayfa  Annelik  Elsanatları  Haberler  Magazin Dünya  Magazin Türkiye  Moda  Ressamlar  Seramik

Tiyatro Sinema  Yazılar  Yemekler  Send Twitter  Twitter'da biz  Facebook'da biz  Pinterest'de biz

 

 

İkilem - Hayat bir oyun değil çünkü kaybedecek üç canın yok | Gezi parkı güncesi

Banu Conker, 5 Haziran 2013 Grafik Saati Kadınlar Kulübü
Banu Conker'in tüm grafiksaati yazıları

İstanbul Taksim Gezi Parkı Istanbul Taksim Square

Banu Conker grafiksaati kadınlar kulübü

Yazan: Banu Conker

DMCA.com

 

Önceden yapılmış programım vardı, önceden alınmış biletlerim, önceden alınmış kuaför randevum. Hayat normaldi yani. İşe git, gel, yemek ye, tuvalete git, işini yap, kızınla kavga et, sohbet et; her şey yolunda.

Bir park vardı orada, uzakta. Gitmesek de görmesek de bizim parkımızdı ve artık orada parkı koruyanlar vardı. Günümüzün kapitalist sistem biçimine karşı ağaçlar korunuyordu. Arkadaşlarım oradaydı, ben gidemedim. Gitmedim ama gönlüm orada bedenim başka yerlerdeydi.

Birden her şey değişti. Bombalar yangınlar tartaklamalar…

Cuma günü işe gittiğimde Twitter’dan takibe başladım. Dibine kadar vurmuş, apolitik ben zaten ne zamandır takip ediyordum bir şeyleri de yine uzaktım. En sonunda gördüğüm bir fotoğraf, içimde tuttuğum acıyı artık tutamaz oldu. Ağlamaya başladım. Kahvaltı ediyordum işyerinde. Yediğimi çiğnedim çiğnedim, yutamadım, çıkardım çünkü olanlar yenilir yutulur cinsten değildi.
Annelik Anne ve çocuk bebek bakımı annelik duygusu çocuk eğitimi ve gelişimi yazıları Banu Conker

Ve bütün gün twitter ve ağlama krizleri. İş arkadaşlarım ‘sen çok duyarlısın. O yüzden bu durumdasın’ dediler. Acımı azaltmaya çalıştılar. Aslında ne diyeceklerini bilemiyorlardı, sadece bir şey deme ihtiyacı hissediyorlardı.

Kızım o gün voleybol maçına gitmişti. Hemen eve gitmesini söyledim. Olayların içinde kalmasını istemiyordum çünkü. O ise bana yalvarıyordu;

- ‘ne olur anne Taksim’e gidelim.’

- ‘Kızım deli misin sen? Orada olaylar var. Nasıl yaparız biz?’

- ‘Anne şimdi gitmeyeceğim de ne zaman gideceğim?’

Çaresiz kaldım, kızım haklıydı içim içime sığmadı ama bir şey yapamadım, kuaföre gittim. Elimde telefon. Bir Twitter, bir Facebook, bir giden arkadaşlar, bir de benim ne yapacağım? İnsan oturduğu yerde oturamaz durduğu yerde duramaz ya bazen işte öyle bir ruh hali. Ne oradayım ne buradayım. Neredeyim ben Allah’ım, ne yapıyorum?

Kuaförde bir kız, saçını yaptırmış, arkadaşıyla konuşuyor telefonda. “Taksim’e gideceğim" diyor ama halinden o kadar belli ki olaylardan haberi olmadığı, bir partiye gideceğini düşünüyor büyük olasılık. Bir şey demiyorum, sürpriz olsun.

Eve yürüyorum. Elimde telefon. Haber almaya çalışıyorum oralardan. Gidemeyen arkadaşlar varsa moral buluyorum, ben de gitmiyorum çünkü. Giden arkadaşların karşısında büzülüyorum gitmiyorum diye.

Sabahı zor ediyorum. Ne olacak şimdi?

Artık dayanamadım. Sabah kaldırdım kızımı. ‘Yürü’ dedim ‘gidiyoruz!’. Kızım uyku sersemi ve şaşkın. ‘Kalk, gidiyoruz!’

Yanıma iki şal alıyorum. Ağzımı kapatacağız orada biber gazına karşı. Ama ne gözlük aklıma geliyor ne başka bir şey. Evdeki sıkılmış limonu koyuyorum bir torbaya.

Bakkaldan iki şişe su alıyoruz, yollar bomboş. Fırıncı ekmek boşaltıyor bakkalda. Olaylardan haberleri yok. Gururla ‘gidiyoruz biz’ dedik.

Beşiktaş… Yollar tıkalı, otobüsler durdu. Grubun arasına karıştık. Bol miktarda biber gazı yedik. Camiye kaçtık. Camiinin kapısına gelen polislerle bakıştık. Ben kızıma sahip çıkacağım derken kızım bana sahip çıktı. Benim için geride kalıp beni elimden tuttu. Gençler sahip çıktı bize. Bir sokağa girdik bir saldırıda. Gencin biri orada oturuyormuş, açtı apartmanın kapısını. Koştuk yukarıya doğru, kızım çok korktu.

-  ‘Bak işte, hayat da bir oyun. Hep taktik geliştireceksin hayatta da.’ dedim; bir gencin polise karşı nasıl davranacağını anlatırken.

     Kızım sonra bana dedi ki

-  ‘Hayat bir oyun değil, üç canın yok kaybedecek!’

Evet haklı; üç canımız, üç hayatımız yok. Tek bir hayatımız tek bir canımız var ve bu hayatı düzgün yaşamaya çalışıyoruz, bütün haklarımızla doğada.

Ben ne zamandır yazılar yazıyorum; kendimi anlatıyorum, nasıl düzgün yaşanır bence.  İnsanların birbirlerine ve doğaya karşı nasıl olması gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. Ama artık başka konular bulmam gerekli, herkes biliyormuş çünkü. Otobüse binmek için birbirini itekleyenler kaçarken birbirine yol açıyor, arkasındakini kolluyor. Herkes birbirine su veriyor; ‘Sadece benim’ düşüncesini öğretenlere karşı herkes birbirine yardım ediyor ve biz olma yolunda ilerliyor. Öyle güzel ki. Artık bunun için ağlıyorum mutluluktan. Ne olursa olsun hamur çürümüyormuş.

Şimdi bu yazıyı Kayseri’den yazıyorum. Gitmek gitmemek dönmek kalmak arasında çok gittim geldim. Çok vicdan azabı duydum çok utandım. Çok ikilemde kaldım. Hep takipteyim, elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Yazılar yazıyorum dua ediyorum, enerji gönderiyorum.

Tez vakitte Türkiye için en hayırlısı olsun diye diliyorum ve biliyorum ki bütün bunlar duyuldu. Ve evrenin hep karşılık verdiği gibi: ‘ve öyledir!’

 Copyright: Her hakkı saklıdır

GrafikSaati Gezi Parkı arşivi
 
Creative Commons Lisansı
İkilem - Hayat bir oyun değil çünkü kaybedecek üç canın yok | Gezi parkı güncesi by grafiksaati.org is licensed under a Creative Commons Attribution-Gayriticari-NoDerivs 3.0 Unported License.
Linkteki çalışma baz alınarak yapılmıştır http://haberler.grafiksaati.org/56.html.
Bu lisansın kapsamı dışındaki izinler http://grafiksaati.org/kadinlarklubu/ adresinde mevcut olabilir.
 
Copyright: Her hakkı saklıdır  | grafiksaati.com[at]gmail.com  |  gizlilik politikası